| Have you ever been in love
| Sei mai stato innamorato
|
| hiç aşık oldun mu
| hiç aşık oldun mu
|
| You could touch the moonlight
| Potresti toccare il chiaro di luna
|
| ay ışığına dokunabilirdin
| ay ışığına dokunabilirdin
|
| When your hearts shooting stars
| Quando il tuo cuore cade a stelle
|
| kalbiniz kayan yıldızken
| kalbiniz kayan yıldızken
|
| Youre holding heaven in your arms
| Stai tenendo il paradiso tra le tue braccia
|
| kollarında cenneti tutuyorsun
| kollarında cenneti tutuyorsun
|
| Have you ever been so in love
| Sei mai stato così innamorato
|
| hiç aşık oldun mu
| hiç aşık oldun mu
|
| Have you ever walked on air
| Hai mai camminato in onda
|
| hiç havada yürüdün mü
| hiç havada yürüdün mü
|
| Ever felt like you were dreamin
| Mai sentito come se stessi sognando
|
| hiç rüyadaymış gibi hissettin mi
| hiç rüyadaymış gibi hissettin mi
|
| When you never thought it could
| Quando non avresti mai pensato che potesse
|
| yapabildiğini düşünmediğinde
| yapabildiğini düşünmediğinde
|
| But it really feels that good
| Ma ci si sente davvero così bene
|
| ama gerçekten iyi hissettirir
| ama gerçekten iyi hissettirir
|
| Have you ever been so in love
| Sei mai stato così innamorato
|
| hiç aşık oldun mu
| hiç aşık oldun mu
|
| Have you ever been in love
| Sei mai stato innamorato
|
| hiç aşık oldun mu
| hiç aşık oldun mu
|
| You could touch the moonlight
| Potresti toccare il chiaro di luna
|
| ay ışığına dokunabilirdin
| ay ışığına dokunabilirdin
|
| When your hearts shooting star
| Quando i tuoi cuori sono stelle cadenti
|
| kalbiniz kayan yıldızken
| kalbiniz kayan yıldızken
|
| Youre holding heaven in your arms
| Stai tenendo il paradiso tra le tue braccia
|
| kollarında cenneti tutuyorsun
| kollarında cenneti tutuyorsun
|
| Have you ever been in love, have you…
| Sei mai stato innamorato, hai...
|
| hiç aşık oldun mu, oldun mu
| hiç aşık oldun mu, oldun mu
|
| The time I spent
| Il tempo che ho trascorso
|
| vakit harcarım
| vakit harcarim
|
| Waiting for something that was heaven-sent
| In attesa di qualcosa che è stato mandato dal cielo
|
| tam zamanında gelen bir şeyi beklemeye
| tam zamanında gelen bir şeyi beklemeye
|
| When you find it, don’t let go,
| Quando lo trovi, non lasciarti andare,
|
| onu bulduğunda, bırakma
| onu bulduğunda, bırakma
|
| I know
| Lo so
|
| biliyorum
| biliorum
|
| Have you ever said a prayer
| Hai mai detto una preghiera
|
| hiç dua ettin mi
| ciao dua ettin mi
|
| And found that it was answered
| E ho scoperto che è stata data una risposta
|
| ve cevabı buldun mu
| ve cevabı buldun mu
|
| All my hope has been restored
| Tutta la mia speranza è stata ripristinata
|
| tüm umudum geri verildi (iade edildi)
| tüm umudum geri verildi (iade edildi)
|
| And I aint looking anymore
| E non sto più cercando
|
| ve daha fazla bakamıyorum
| ve daha fazla bakamiyorum
|
| Have you ever been so in love, have you…
| Sei mai stato così innamorato, vero...
|
| hiç aşık oldun mu, oldun mu
| hiç aşık oldun mu, oldun mu
|
| Some place that you aint leavin
| Un posto da cui non te ne vai
|
| terk etmediğin bir yer
| terk etmediğin bir yer
|
| Somewhere you’re gonna stay
| Da qualche parte starai
|
| kalacak olduğun bir yer
| kalacak olduğun bir yer
|
| When you finally found the meanin
| Quando finalmente hai trovato il significato
|
| sonunda anlamını bulduğunda
| sonunda anlamını bulduğunda
|
| Have you ever felt this way
| Ti sei mai sentito così
|
| hiç böyle hissettin mi
| hiç böyle hissettin mi
|
| The time I spent
| Il tempo che ho trascorso
|
| vakit harcarım
| vakit harcarim
|
| Waiting for something that was heaven-sent
| In attesa di qualcosa che è stato mandato dal cielo
|
| tam zamanında gelen bir şeyi beklemeye
| tam zamanında gelen bir şeyi beklemeye
|
| When you find it don’t let go,
| Quando lo trovi non lasciarti andare,
|
| onu bulduğunda, bırakma
| onu bulduğunda, bırakma
|
| I know
| Lo so
|
| biliyorum…
| biliorum…
|
| Coz have you ever been so in love, so in love
| Perché sei mai stato così innamorato, così innamorato
|
| Çünkü hiç aşık oldun mu
| Çünkü hiç aşık oldun mu
|
| You could touch the moonlight
| Potresti toccare il chiaro di luna
|
| ay ışığına dokunabilirdin
| ay ışığına dokunabilirdin
|
| You can even reach the stars
| Puoi persino raggiungere le stelle
|
| hata yıldızlara ulaşabilirsin
| hata yıldızlara ulaşabilirsin
|
| Doesnt’t’t’t matter near or far
| Non importa vicino o lontano
|
| uzak ya da yakın fark etmez
| uzak ya da yakın fark etmez
|
| Have you ever been so in love
| Sei mai stato così innamorato
|
| hiç böyle aşık oldun mu
| hiç böyle aşık oldun mu
|
| Have you ever been in love
| Sei mai stato innamorato
|
| hiç aşık oldun mu
| hiç aşık oldun mu
|
| Have you ever been in love
| Sei mai stato innamorato
|
| hiç aşık oldun mu
| hiç aşık oldun mu
|
| So in… love…
| Così innamorato…
|
| böyle aşık… | böyle aşık… |