| Gün yeni doğarken odanın balkonuna
| Sul balcone della camera all'alba
|
| Sabahın ilk kahvesi doluyor yanaklarna
| Il primo caffè del mattino ti riempie le guance
|
| Birkaç saat daha var sislerin çoğalmasına
| Ancora qualche ora prima che le nebbie si alzino
|
| Bakir telaşlar için insanların uyanmasına
| Per il vergine trambusto per svegliare le persone
|
| Her Ankara sabahı gibi belki biraz üşüyorsun
| Come ogni mattina ad Ankara, forse hai un po' freddo
|
| Ama olsun, eskiden beri üşümeyi seviyorsun…
| Ma comunque, ti piace avere freddo per molto tempo...
|
| Çöpleri karıştıran sokak köpekleri gibi
| Come cani randagi che vanno a caccia di cibo
|
| Kurcalıyorsun fark etmeden geçmişte ki günleri
| Hai pasticciato con i giorni passati senza accorgertene
|
| Çocukluğun sessizce tırmanıyor kucağına
| La tua infanzia sale silenziosamente in grembo
|
| Şöyle bir gülümsüyor kıvırcık saçlarıyla
| Sorride così con i suoi capelli ricci
|
| Babanı andırıyor sanki, bu sessiz duruşuyla
| È come se somigliasse a tuo padre, con la sua posizione tranquilla
|
| Ve ne kadar eksildiğini hatırlatıyor sana…
| E ti ricorda quanto ti manca...
|
| Ne kadar güzelmişsin, hayat henüz çırılçıplak
| Quanto sei bella, la vita è ancora nuda
|
| Hiçbir şey el değmemiş, günler birer salıncak | Niente è intatto, i giorni sono altalene |