| Gözlerinde buz parçaları izler, sessizlik
| Tracce di ghiaccio nei tuoi occhi, silenzio
|
| Ve sessiz bir sitem olarak, kalkar yıldızları izler
| E come muto rimprovero, si alza e guarda le stelle
|
| Aşk yok, markaların kalbinde yatan yalnızlık var
| Non c'è amore, c'è solitudine che sta al centro dei marchi
|
| Ben yokum, aynada biriken, uzayan yalnızlıklar
| Io non esisto, la nostalgia della solitudine accumulata nello specchio
|
| Size acı, içki ve unutuş eğer: aşk
| Se soffri, bevi e dimentica: ama
|
| Batma, ölüm ve hiçlikse dayatılan rol desem
| Se dico affondamento, la morte e il ruolo imposto del nulla
|
| Bu sürgülü ve keçeleşmiş kirpiklerin ne anlamı var?
| Qual è il significato di queste ciglia scorrevoli e arruffate?
|
| Size gösterilen bir veda ve yol desem
| Se ti saluto e ti viene mostrata la strada
|
| Ve kan, ve hayat, ve duygular bana mutluluk
| E il sangue, la vita e i sentimenti mi rendono felice
|
| Biraz ne zan, ne sana dair kırık bir ati. | Un po' un cavallo a pezzi né per i tuoi pensieri né per te. |
| Konu: Miras
| Oggetto: Eredità
|
| Üzgünüm denedim her versiyonunu üzgünlüğün
| Mi dispiace di aver provato tutte le versioni del tuo mi dispiace
|
| Kaybetmek korkularıydı odama giren mavi duman
| Era la paura di perdere, il fumo blu che entrava nella mia stanza
|
| O sesler de kayıp, içim bomboş artık
| Anche quelle voci sono perse, ora sono vuoto
|
| Daha mı yalnızım? | Sono ancora solo? |
| Hayır!
| No!
|
| Mutsuzluk uyuşturuyor, umudun kıyısız tarafındayım
| L'ansia è insensibile, sono dalla parte della speranza senza sponde
|
| Ben asla ağlamam, sadece gözlerim dayanıksız
| Non piango mai, è solo che i miei occhi sono fragili
|
| Hayvan yangısı, yılgın çiçek çelenkleri gönderdim cenazeme
| Fuoco animale, ho inviato ghirlande di fiori storditi al mio funerale
|
| Şimdi gündelikçi akşamlara kon
| Ora alle serate casual
|
| Hatırlat bana uzak ve yakınlığın sarıldığı bankı
| Ricordami la panchina dove distanza e intimità si abbracciano
|
| Hatırlat, nasıl başlamalıydı dinlediğimiz ilk şarkı?
| Ricordami, come dovrebbe iniziare la prima canzone che ascoltiamo?
|
| Hatırlat başak saplarını dik tutan gölgemi
| Ricordami la mia ombra che tiene dritti gli steli delle punte
|
| Hatırlat efkarı, deliren gezegenimi ve öfkemi
| Ricordami il male, il mio folle pianeta e la mia rabbia
|
| Hatırlat nasıl yenilirdi güneş? | Ricordami come è stato mangiato il sole? |
| Çiçekleri delip geç!
| Buca i fiori!
|
| Hatırlat bana benzediğin şehri, gerçekten sevince
| Ricordami la città a cui assomigli quando la ami davvero
|
| Yalnızlık, yalnızlık
| solitudine, solitudine
|
| Saklandığın o küçük delikte buluyor seni
| Ti trova in quel piccolo buco dove ti nascondi
|
| Yalnızlık, yalnızlık
| solitudine, solitudine
|
| Seviştiğin o kalpsiz bedende uyuşturuyor seni
| Ti rende insensibile in quel corpo senza cuore con cui hai fatto l'amore
|
| Yalnızlık, yalnızlık
| solitudine, solitudine
|
| Saklandığın o küçük delikte buluyor seni
| Ti trova in quel piccolo buco dove ti nascondi
|
| Yalnızlık, yalnızlık
| solitudine, solitudine
|
| Seviştiğin o kalpsiz bedende uyuşturuyor seni
| Ti rende insensibile in quel corpo senza cuore con cui hai fatto l'amore
|
| Bir yağmura başlar gibi, bir koşuda yavaşlar gibi
| Come se iniziasse a piovere, come se rallentasse durante una corsa
|
| Şaşkın ve atılgan, ataerkil ve kıvrak
| Confuso e assertivo, patriarcale e agile
|
| Bir ismin arasına kıstırılmış sonsuzluk gibi aşk
| L'amore come l'eternità intrappolato tra un nome
|
| Nasıl yol alır sayısız dudaklarından?
| Come si fa strada attraverso le tue innumerevoli labbra?
|
| Gel kıyılarına yüzümün, yüzme öğret can çekişen balıklarına
| Vieni a nuotare fino alle tue coste, insegna a nuotare al tuo pesce morente
|
| Gel o kumun dakikalarına kumrallığını uzat
| Vieni ad allungare il tuo marrone fino ai minuti di quella sabbia
|
| Ve biraz sakalımın kokusunu al, götür ört yastığına
| E annusa un po' della mia barba, portala sul tuo cuscino
|
| Bir oğul doğur ve beni unut, hatıralarımı yak
| Dai alla luce un figlio e dimenticami, brucia i miei ricordi
|
| Şimdi hiç görmedim o son seviştiğin yabancıyı
| Ora non ho mai visto quello sconosciuto con cui hai fatto l'amore l'ultima volta
|
| Alışırım konuk oyuncu olup kaçınılmaz sonlarıma
| Mi abituo alla mia inevitabile fine di essere un attore ospite.
|
| Mutluluk üzerine bahis yapma zamanlarımızdı, hatırlarım
| Era il nostro momento di scommettere sulla felicità, ricordo
|
| Ansızın kente ve yüreğime doğrulttuğun tabancayı
| La pistola che hai puntato all'improvviso contro la città e il mio cuore
|
| Zamansız ve Fransız, kör makas, kesik rızk
| Forbici senza tempo e francesi, smussate, sostentamento tagliato
|
| Kahve ile dirilen hücre, bunlar bizim merhabalarımız
| Cell risorto con il caffè, questi sono i nostri saluti
|
| Nikotinle görünen sabah, bunlar bizim günaydınımız
| Mattinata con la nicotina, questi sono i nostri buongiorno
|
| Bir unutuşun ortasındayız, bunlar elvedalarımız
| Siamo nel mezzo dell'oblio, questi sono i nostri addii
|
| Şimdi seni gasp edecekler bir yüzük ve müstakil evle
| Ora ti estorceranno con un anello e una casa
|
| Benim bütün takım elbiselerime pişmanlık sıçrayacak
| Il rimpianto schizzerà su tutti i miei abiti
|
| O zaman çöküp bir sigara yakabilirim bu kentte
| Allora posso crollare e accendermi una sigaretta in questa città
|
| Yağmurlar yağdırabilirim taze simit kuyruklarına
| Posso far piovere sulle code di bagel fresche
|
| Gidişine korunamadığım gibi, dönüşünü de savunamam
| Così come non posso essere protetto dalla tua partenza, non posso difendere il tuo ritorno.
|
| Yokluğuna dayanabilirim, ancak sade bir fotoğraf olarak
| Posso sopportare la tua assenza, ma come una semplice fotografia
|
| Köprüler de ayrılabiliyor, nehirler de sevgilim
| Anche i ponti possono separarsi, mia cara
|
| Hayat böyle; | Così è la vita; |
| bir yerden sonra ne kadar karışsan da kalabalıklara
| non importa quanto ti mescoli dopo un posto
|
| Yalnızlık, yalnızlık
| solitudine, solitudine
|
| Saklandığın o küçük delikte buluyor seni
| Ti trova in quel piccolo buco dove ti nascondi
|
| Yalnızlık, yalnızlık
| solitudine, solitudine
|
| Seviştiğin o kalpsiz bedende uyuşturuyor seni
| Ti rende insensibile in quel corpo senza cuore con cui hai fatto l'amore
|
| Yalnızlık, yalnızlık
| solitudine, solitudine
|
| Saklandığın o küçük delikte buluyor seni
| Ti trova in quel piccolo buco dove ti nascondi
|
| Yalnızlık, yalnızlık
| solitudine, solitudine
|
| Seviştiğin o kalpsiz bedende uyuşturuyor seni | Ti rende insensibile in quel corpo senza cuore con cui hai fatto l'amore |