| Hedef dik bakış, nişan, imha
| Sguardo mirato, mira, distruzione
|
| Görgü, tanık, üç maymun, bir timsah
| Testimone oculare, testimone, tre scimmie, un coccodrillo
|
| Fikir özgürlüğü, düşünce suçu, yargıda seçicilik
| Libertà di pensiero, crimine di pensiero, selettività nella magistratura
|
| Sargıda kan, garip bir panik heyecan
| Sangue sulla benda, strana eccitazione da panico
|
| Stres ve kısık çığlıklar
| Stress e urla basse
|
| Yov, yov, yov
| No, no, no
|
| Üzerime titreyen bakış, Hip-Hop içine işlediğim nakış
| Lo sguardo tremolante su di me, il ricamo che ho ricamato nell'hip-hop
|
| Ilık iklimler, soğuk yürekler
| Climi caldi, cuori freddi
|
| Samimice kuyu kazanlar, vay azanlar, vay
| Coloro che sinceramente scavano pozzi, wow, wow
|
| Aklını başından alır akıllı yalanlar
| Bugie intelligenti che ti lasciano a bocca aperta
|
| Akıl yürüt, akıl arar, aklından gafil kalanlar
| ragione, cercate la ragione, gli incuranti
|
| Akla karayı ayrıştır, akılsız başın derdi var
| Separare la mente dal nero, la testa senza cervello ha problemi
|
| Atar damar attıkça, akıllı olmakta fayda var
| È bello essere intelligenti mentre le arterie battono
|
| Çal, günahkâr çalgıcı çal
| Suona, suona lo strumentista peccaminoso
|
| Çal, çal, günahkâr çalgıcı çal
| Suona, suona, suona lo strumentista peccaminoso
|
| Çal, çal
| gioca, gioca
|
| Canım kıymetlidir, kıymetlim ve canıma dair her şey
| La mia vita è preziosa, la mia preziosa e tutto ciò che riguarda la mia vita
|
| Benim her şeylerim, düşüncem, eylemlerim, sakladığım yahut açığa çıkardığım
| Tutte le mie cose, i miei pensieri, le mie azioni, ciò che nascondo o rivelo.
|
| Bana dahil her şey kıymetlidir, kıymetlim
| Tutto è prezioso compreso me, il mio prezioso
|
| İçimdeki duygunun yok muhabbet ortağı, sanki o an hepsi dilsiz
| Non c'è emozione in me, partner d'amore, è come se fossero tutti muti in quel momento
|
| O an herkes konuşan bebek ama pilsiz
| In quel momento, tutti sono bambini parlanti ma senza batteria
|
| Bir yer buldum kendime sessiz
| Mi sono trovato un posto tranquillo
|
| Kıymet bilmeyene çığlıklar attım, yerli-yersiz
| Ho urlato per gli indegni
|
| Sorma, gitsin! | Non chiedere, lascia perdere! |
| İyisi mi? | è buono? |
| Bitsin!
| È finita!
|
| Tedirgin eden sorgum yetsin
| Basta con il mio inquietante sorgo
|
| Bilmeyenler bilsin, bildiklerim de bitsin, yalan fikirden eksilsin
| Fa' sapere a chi non sa, fa' che finisca quello che so, meno false idee
|
| On birlik takımda beş eksiksin, Sago teksin
| Sei sotto di cinque in una squadra di dieci, sei l'unico Sago
|
| Kul kulda güven arar, yol yola bağlanır
| Il servo cerca fiducia nel servo, la strada si collega alla strada
|
| Ay güneşten habersiz iş yapmaz
| La luna non funziona inconsapevole del sole
|
| Yanlızlık Allah’a mahsus, arsızlık kullara
| La solitudine è riservata ad Allah, l'arroganza è per i servi
|
| Kullar kulaktan kulağa gıybet kargosu, her yere teslim
| Merce maldicente, consegnata ovunque
|
| Korku her canlıda var ve can taşıyan herkes korkak
| La paura esiste in ogni essere vivente e tutti coloro che portano la vita sono un codardo
|
| Kara büyüne kim ortak? | Chi è un partner nella tua magia nera? |
| Günün güneşe sahipse masanda sızar zaten her kaltak
| Se la tua giornata ha il sole, fuoriesce comunque sul tuo tavolo da ogni cagna
|
| Beyaz kumla dolu masalar batak, burnunu sokma!
| I tavoli pieni di sabbia bianca sono sommersi, non curiosare!
|
| Ben senin yaşında oldum ama senin yaşında olmamıştım ama sen benim yaşımda
| Ho avuto la tua età ma non la tua età, ma tu hai la mia età
|
| olmadın
| non l'hai fatto
|
| Yaşımda olduğunda olmuş olur musun, bilemeyiz
| Non sappiamo se sarebbe successo quando avevi la mia età
|
| Hepimiz insanız ve hepimiz birer bilmeceyiz
| Siamo tutti umani e siamo tutti enigmi
|
| Yaptığın hatalar kadar büyük olmadın, bana anlatma
| Non eri grande quanto gli errori che hai fatto, non dirmelo
|
| Konuştukların kadar küçük olmadın, mini minnacık
| Non eri piccolo come quelli di cui parlavi, minuscolo minuscolo
|
| Bilirler her şeyi doğru ama niye yürüyüp dururlar eğri?
| Sanno tutto bene, ma perché continuano a camminare storti?
|
| Çık şu işin içinden, çık şimdi (çık şimdi)!
| Esci, esci ora (esci ora)!
|
| Bilirler her şeyi doğru ama niye yürüyüp dururlar eğri?
| Sanno tutto bene, ma perché continuano a camminare storti?
|
| Çık şu işin içinden, çık şimdi!
| Esci da questa cosa, esci subito!
|
| Yaptığın hatalar kadar büyük olmadın, bana anlatma
| Non eri grande quanto gli errori che hai fatto, non dirmelo
|
| Konuştukların kadar küçük olmadın, mini minnacık
| Non eri piccolo come quelli di cui parlavi, minuscolo minuscolo
|
| Bilirler her şeyi doğru ama niye yürüyüp dururlar eğri?
| Sanno tutto bene, ma perché continuano a camminare storti?
|
| Çık şu işin içinden, çık şimdi!
| Esci da questa cosa, esci subito!
|
| Bilirler her şeyi doğru ama niye yürüyüp dururlar eğri?
| Sanno tutto bene, ma perché continuano a camminare storti?
|
| Çık şu işin içinden, çık şimdi (çık şimdi)!
| Esci, esci ora (esci ora)!
|
| Hey, hepsi yabancılaşır;
| Ehi, diventano tutti estranei;
|
| Arkadaşlar, mekânlar, fırtınalı aşklar, sevimli yüzler, hatta en mutlu günler
| Amici, luoghi, amori tempestosi, volti carini, anche i giorni più felici
|
| Hikâyeyiz, koca bi' kitabın parçalarıyız
| Siamo la storia, siamo parte di un grande libro
|
| Ayrı temalar içeririz ama aynı tamama kavuşuruz
| Includiamo temi separati ma otteniamo lo stesso insieme
|
| Hepsi bir derstir ve her ders biraz zordur
| Tutti loro sono una lezione e ogni lezione è un po' difficile
|
| Affetmek erdemse, unutmamak akıllılıktır
| Se il perdono è virtù, non dimenticare è saggio
|
| İlk pişmanlık büyük derstir, almayan çok pişman olur
| Il primo rimpianto è una grande lezione, chi non la prende se ne pentirà
|
| Bu arada çok pişman olan, hiç pişman olmamıştır
| Nel frattempo, chi si pente molto non si è mai pentito
|
| Lafı gevelemekten öte, iyice elemektir işim
| Il mio compito è vagliare, piuttosto che borbottare.
|
| Elden emeğim, gözümden nurum Rap’im, çatık kaşlım, serserim, ufaklığım, sersemim
| Il mio lavoro, la mia luce nei miei occhi, il mio rap, il mio cipiglio, il mio vagabondo, il mio piccolo, il mio sciocco
|
| Ne bu? | Che cos'è questo? |
| Hep hata, hep hata (hep hata)!
| Sempre sbagliato, sempre sbagliato (sempre sbagliato)!
|
| Yaptığın hatalar kadar büyük olmadın, bana anlatma
| Non eri grande quanto gli errori che hai fatto, non dirmelo
|
| Konuştukların kadar küçük olmadın, mini minnacık
| Non eri piccolo come quelli di cui parlavi, minuscolo minuscolo
|
| Bilirler her şeyi doğru ama niye yürüyüp dururlar eğri?
| Sanno tutto bene, ma perché continuano a camminare storti?
|
| Çık şu işin içinden, çık şimdi!
| Esci da questa cosa, esci subito!
|
| Bilirler her şeyi doğru ama niye yürüyüp dururlar eğri?
| Sanno tutto bene, ma perché continuano a camminare storti?
|
| Çık şu işin içinden, çık şimdi!
| Esci da questa cosa, esci subito!
|
| Yaptığın hatalar kadar büyük olmadın, bana anlatma
| Non eri grande quanto gli errori che hai fatto, non dirmelo
|
| Konuştukların kadar küçük olmadın, mini minnacık (Sago-go-go-go)
| Non sei piccolo come parli, piccolo piccolo (Sago-go-go-go-go)
|
| Bilirler her şeyi doğru ama niye yürüyüp dururlar eğri?
| Sanno tutto bene, ma perché continuano a camminare storti?
|
| Çık şu işin içinden, çık şimdi!
| Esci da questa cosa, esci subito!
|
| Bilirler her şeyi doğru ama niye yürüyüp dururlar eğri?
| Sanno tutto bene, ma perché continuano a camminare storti?
|
| Çık şu işin içinden, çık şimdi (yo)!
| Esci, esci ora (yo)!
|
| (Sago-go-go-go) | (Sago-andare-andare-andare) |